Utanç, Tekrar ve Arada Kalmak: Baby Reindeer Üzerinden Donny Dunn Karakterinin Fenomenolojik Okuması
Güncelleme tarihi: 4 gün önce
Baby Reindeer’ı izlerken ilk hissettiğim şey şu oldu: Bu, bir hikâye izlemekten çok, bir durumun bitmek bilmeyen tekrarının verdiği sinir bozucu his.
Richard Gadd’in kendi yaşam deneyimlerinden izler taşıyan bu anlatı, çizgisel bir olay örgüsünden çok parçalı, geri dönen ve katmanlaşan bir deneyim alanı açıyor. Zaman, burada yalnızca olayların sıralanışıyla ilerlemiyor; geçmiş, şimdinin içinde yeniden beliriyor, bazı yaşantılar kapanmak yerine farklı biçimlerde geri dönüyor. Dizi, izleyiciyi bir hikâyeden çok bir iç dünyaya davet ediyor.
Bu yüzden Donny Dunn’ı anlamak için “Ne oldu?” sorusundan çok, “Nasıl yaşandı?” sorusunun peşinden gitmek gerektiğini düşünüyorum.
Ben bu karakteri bu yüzden seçtim. Çünkü Donny yalnızca başına bir şeyler gelen biri değil; daha çok, bir şeyin içinde kalmış biri. Çıkamayan, yönünü bulamayan, temas etmek isteyen ama temasın içinde kendine bir yer açamayan bir özne. Onu izlerken sürekli aynı hisse kapılıyorum: Bir yere varmaya çalışıyor ama bastığı zemin her seferinde kayıyor.
Bu kayma hâli, bu arada kalmışlık, benim için Donny’nin deneyim dünyasının merkezinde duruyor.
Dünya ile ilişki: Yerleşememek
Donny’nin dünyası ilk bakışta sıradan görünüyor. Bir barda çalışıyor, komedyen olmaya çalışıyor, insanlarla temas kuruyor. Fakat onun deneyimine yaklaştığımızda bu dünyanın pek de yerleşilebilir bir yer olmadığını görüyoruz. Dünya onun için ne bütünüyle güvenli ne de tamamen tehditkâr. Daha çok, anlamların sürekli değiştiği, sınırların belirsizleştiği, insanın kendini nereye koyacağını kestiremediği bir ara alan.
İnsanlara yaklaşıyor, sonra geri çekiliyor. Temas kuruyor, ardından bu temastan uzaklaşıyor. Bunu yalnızca ilişkilerindeki bir kararsızlık olarak okumak bana yeterli gelmiyor. Burada, onun dünyayla kurduğu ilişkinin sürekliliğini etkileyen daha temel bir kırılganlık var.
Fenomenolojik açıdan baktığımda mesele, Donny’nin dünyasının nesnel olarak nasıl bir yer olduğundan çok, onun için nasıl bir dünya hâline geldiği. İnsanlar, ilişkiler ve karşılaşmalar kendiliğinden güvenilir anlamlar taşımıyor; her defasında yeniden yorumlanmaları gerekiyor.
Ben bunu şöyle hissediyorum: Donny için dünya, içine yerleşilebilecek bir yer değil. Daha çok, etrafında dolaşılan bir yüzey.
Kendilik: Kendine dışarıdan bakmak
Donny’nin dünyayla ilişkisindeki bu güvensizlik, kendilik deneyiminde de karşılığını buluyor. Kendini içeriden, süreklilik taşıyan bir yerden kurmakta zorlanıyor. Daha çok, başkalarının bakışları aracılığıyla kendisini anlamaya çalışıyor.
Başkalarının ilgisi, değerlendirmesi, onayı ya da yargısı, onun kendisini nasıl hissettiğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle “Ben kimim?” sorusunun cevabı, içeride sabit bir yerden gelmiyor. Kendilik deneyimi parçalı, süreksiz ve değişken bir hâl alıyor. Bazen kendine yaklaşır gibi oluyor; bir anlığına kendisiyle temas kuruyor. Sonra bu temas kayboluyor ve yeniden uzaklaşıyor.
Ben izlerken sürekli şunu düşündüm: Donny, kendisini gerçekten hissedebildiği bir yer arıyor. Fakat bulduğu yer hiçbir zaman kalıcı olmuyor.
Burada kendilik, tamamlanmış ve değişmez bir bütün olarak değil, ilişkiler içinde kurulan ve bu ilişkilerden etkilenen kırılgan bir deneyim olarak beliriyor. Donny’nin başkalarının bakışına bu kadar bağımlı görünmesi de yalnızca onaylanma ihtiyacıyla açıklamak zor gibi. Başkasının bakışı, onun için kendisine ulaşmanın bir yolu olduğu kadar, kendisinden uzaklaşmasının da bir yolu.
Utanç: Görülmek istemek ve görünmekten kaçmak
Donny’yi anlamanın yollarından biri utançtan geçiyor birazda. Fakat burada sözünü ettiğim utanç, yalnızca belirli bir davranıştan dolayı duyulan geçici bir mahcubiyet değil. Daha derinde, insanın kendisini nasıl gördüğünü ve başkalarının karşısında nasıl var olabildiğini etkileyen bir duygu.
Donny görülmek istiyor. Sahneye çıkıyor, kendini ifade etmeye çalışıyor, bir biçimde varlığını görünür kılmak istiyor. Ama aynı zamanda görünür olmaktan da kaçıyor. Çünkü görülmek, onun deneyiminde yalnızca tanınmak anlamına gelmiyor; değerlendirilmek, yargılanmak ve eksik bulunmak ihtimalini de beraberinde getiriyor.
Sanki başkasının bakışıyla karşılaşmadan önce bile o bakışın yargısı içeride hazır bekliyor:
Yetersizim.
Yanlışım.
Eksiğim.
Bu yüzden Donny’nin hareketi iki uç arasında gidip geliyor:
Görülmek istiyorum. Ama görünür olursam incinebilirim.
Bu gerilim, onun kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkilerin önemli bir bölümünü biçimlendiriyor. Görünür olmak, varlığını hissetmesinin bir imkânı; aynı zamanda kendisini yeniden yetersiz ve savunmasız hissetmesinin de bir nedeni.
Donny’nin sahneyle ilişkisini düşünürken bu ikilik özellikle belirginleşiyor. Sahneye çıkmak, başkalarının önünde var olmayı göze almak demek. Ancak başkalarının önünde olmak, kendisini başkalarının bakışına bırakmak anlamına da geliyor. Görülme arzusu ile görünür olmanın yarattığı tehdit birbirinden ayrılamıyor. Bu ikircikli durum sinir bozucu çoğu zaman.
Martha ile ilişki: Yaklaşmak, uzaklaşmak ve tekrar
Martha Scott ile kurduğu ilişki, bu gerilimin en çarpıcı biçimde görünür olduğu alanlardan biri. Martha’nın ısrarlı ilgisi, sınır ihlalleri ve giderek yoğunlaşan davranışları Donny için rahatsız edici, hatta tehditkâr bir deneyim yaratıyor. Buna rağmen Donny bu ilişkiden bütünüyle kopamıyor. Bence burada üzerinde durulması gereken soru yalnızca Donny’nin neden uzaklaşamadığı değil. Bu ilişkinin onun deneyim dünyasında nasıl bir yer edindiği.
Martha ile ilişki güvenli değil. Fakat Donny için tamamen terk edilebilir bir ilişki de değil. Birine ihtiyaç duyuyor gibi görünüyor; ancak bu ihtiyacın içinde ne yapacağını, nasıl bir sınır kuracağını ve kendi arzusuyla karşısındakinin talebini nasıl ayırt edeceğini bilemiyor. Bu nedenle Martha ile olan bağı yalnızca bir takip edilme hikâyesi olarak okumak bana eksik geliyor. Burada yaklaşma ve geri çekilme, isteme ve istememe, temas arayışı ve temastan kaçınma iç içe geçiyor.
Bu okuma, Martha’nın davranışlarını ya da Donny’nin maruz kaldığı sınır ihlallerini önemsizleştirmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, ilişkinin zarar verici niteliği ile Donny’nin bu ilişkideki deneyimini birbirine indirgemeden düşünebilmeyi gerektiriyor. Bir ilişkinin kişiye zarar vermesi ile o kişinin o ilişkiden kolayca ayrılamaması aynı şey değil. İnsan bazen kendisini inciten bir ilişkinin içinde kalabilir; çünkü orada yalnızca bugünkü karşılaşma değil, geçmişten taşınan ihtiyaçlar, korkular ve kendilik deneyimleri de devrededir.
Donny’nin Martha ile ilişkisinde beni düşündüren şey tam olarak bu: Temas onun için hem ihtiyaç duyduğu hem de kendisini kaybetme riski taşıdığı bir alan.
Geçmişin bugünde kalması: Tekrar neyi anlatır?
Dizi ilerledikçe Donny’nin geçmişine, özellikle bir erkek figürle yaşadığı travmatik deneyime ilişkin parçalar açığa çıkıyor. Bu noktada benim için önemli olan yalnızca ne yaşandığı değil, yaşananların Donny’nin deneyim dünyasında nasıl kaldığı. Geçmiş, geride bırakılmış ve tamamlanmış bir zaman dilimi olarak görünmüyor. Bugünkü ilişkilerin, duyguların ve kendilik algısının içinde yeniden beliriyor.
Ben bunu, tamamlanmamış bir deneyimin şimdiki zamanda varlığını sürdürmesi olarak okuyorum. Geçmişte yaşananların anlamı, olayın sona ermesiyle birlikte kapanmıyor. Deneyim, kişinin kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiye yerleşerek yaşamaya devam edebiliyor.
Bu nedenle Donny’nin Martha ile ilişkisindeki tekrarları yalnızca geçmişte yaşananların birebir yeniden sahnelenmesi olarak düşünmek istemiyorum. Daha çok, geçmişin bugünkü ilişkilerde yeni biçimler alarak yeniden ortaya çıkması söz konusu. Martha’dan kaçmak, Donny’nin içinde süren her şeyden kaçmak anlamına gelmiyor. İlişki sona erse bile geçmişin kendilik deneyiminde bıraktığı izler kendiliğinden ortadan kalkmıyor.
Ben izlerken en çok şu cümle geldi içimden:
Donny bir şeyi bitiremiyor.
İlişkiyi bitiremiyor. Teması bitiremiyor. Kaçmayı sürdüremiyor. Kalmayı da sürdüremiyor.
Bu, yalnızca bir karar verememe hâli değil. Geçmişle şimdi, arzu ile korku, yaklaşma ile geri çekilme arasında sıkışmış bir deneyim biçimi.
Beden: Maruz kalmak ve kendine yerleşememek
Donny’nin yaşantısını yalnızca düşünceleri ve ilişkileri üzerinden ele almak da yeterli değil. Beden deneyimi, onun dünyayla kurduğu ilişkinin önemli bir parçası.
Donny’nin bedeni, içinde kendiliğinden ve güvenle var olabildiği şeffaf bir alan gibi görünmüyor. Daha çok savunmasızlığın, maruz kalmanın ve kontrol kaybının hissedildiği bir yer olarak beliriyor. Sanki kendi bedeninin içinde bile tam olarak yerleşemiyor. Beden burada yalnızca yaşananların kaydedildiği bir yüzey değil; dünyanın nasıl deneyimlendiğini belirleyen bir alan. Güven, tehdit, yakınlık ve uzaklık gibi deneyimler bedensel duyumlarla da biçimleniyor. Donny’de zaman zaman yoğunlaşan duyguların ardından gelen geri çekilmeler, bu açıdan düşündürücü. Bir anda yükselen yoğunluk, sonra donuklaşma ya da uzaklaşma… Duygulanımın sürekliliği kesintiye uğruyor gibi.
Bunu doğrudan tek bir nedene bağlamak istemiyorum . Ancak bedenle kurulan ilişkinin kırılganlığı, duyguların nasıl yaşandığını ve kişinin kendi deneyimiyle ne ölçüde temas kurabildiğini düşünmek için önemli bir alan açıyor.
Fenomenolojik bir okuma açısından beden, kişinin sahip olduğu bir şey olmanın ötesinde, dünyada bulunma biçimidir. Donny’nin yaşantısında ise bu bulunma biçimi güvenli ve kesintisiz görünmüyor. Kendi bedeninde, başkalarının yanında ve dünyanın içinde kendisine ait bir yer bulmakta zorlanıyor.
Bir tanıdan çok, bir deneyim örgüsü
Donny’nin yaşantısını bir tanı kategorisine yerleştirmek yerine, onun deneyiminin nasıl örgütlendiğine bakmayı daha anlamlı buluyorum. Burada birbirinden bağımsız olmayan birkaç örüntü görüyoruz: kırılgan bir kendilik deneyimi, utançla şekillenen bir duygulanım, ilişkilerde yaklaşma ve geri çekilme arasında gidip gelen bir hareket ve geçmişten bugüne taşınan tekrarlar.
Bunlar, Donny’yi açıklamak için kullanabileceğimiz kesin etiketler değil. Onun yaşantısındaki ilişkileri ve gerilimleri anlamaya yarayan kavramsal uğraklar.
Fenomenolojik yaklaşımın benim için önemli tarafı da burada. Bir insanı, yaşadıklarının listesinden ya da belirli bir tanının sınırlarından hareketle anlamaya çalışmak yerine, onun dünyasının nasıl bir dünya hâline geldiğine bakmak.
Donny’nin dünyası neden güvenli bir yer gibi deneyimlenemiyor? Başkalarının bakışı onun kendilik algısını nasıl etkiliyor? Temas neden hem arzulanan hem de tehdit edici bir deneyime dönüşüyor? Geçmiş, bugünkü ilişkilerin içinde nasıl varlığını sürdürüyor?
Bu soruların hiçbiri Donny’yi tek başına açıklamıyor. Ama birlikte düşünüldüklerinde, onun yaşantısındaki kırılganlığı ve tekrarları daha görünür kılıyorlar. Benim bu karakteri seçmemin nedeni tam olarak bu. Donny’de gördüğüm şey yalnızca patoloji değil; insanın kırılganlığı, temas etme isteği ile temas edememe hâli, görülmeyi arzularken saklanma ihtiyacı.
Donny bir karakterden çok bir durum
Donny bana bir karakterden çok bir durum gibi geliyor.
Bir hâl.
Bir varoluş hâli.
Onu izlerken yalnızca bir başkasının yaşadıklarına tanıklık etmiyoruz. Bazen kendi içimizde de karşılığı olan çelişkilerle karşılaşıyoruz: Birine yaklaşmak isteyip geri çekilmekle, görülmeyi arzulayıp görünmekten korkmakla, bitirmek istediğimiz bir şeyin içinde kalmaya devam etmekle.
Elbette Donny’nin yaşadıklarıyla izleyicinin gündelik ambivalansları arasında doğrudan bir eşitlik kuramayız. Fakat dizinin rahatsız edici taraflarından biri, bu çelişkileri bize bütünüyle yabancı bir yerde göstermemesi. Onları, insan olmanın daha geniş ve kimi zaman yüzleşmek istemediğimiz bir alanına yerleştirmesi.
Belki de bu yüzden Donny’yi izlemek zaman zaman sinir bozucu. Çünkü onun bir türlü çıkamadığı yerde yalnızca onun çıkamayışını görmüyoruz. İnsan davranışlarının her zaman tutarlı, arzularının her zaman açık, ilişkilerinin her zaman anlaşılır olmadığını da hatırlıyoruz.
Başlangıçta bunun bir hikâye değil, birinin zihninin içine düşmek gibi olduğunu söylemiştim. Şimdi dönüp baktığımda, bu hissin nedenini daha iyi anlıyorum. Donny’nin dünyasında deneyimler yalnızca yaşanıp geride kalmıyor; birbirine ekleniyor, biçim değiştiriyor ve bugünün içinde yeniden ortaya çıkıyor.
Bu nedenle Donny’nin hikâyesini yalnızca yaşadığı olaylarla açıklayamıyorum. Benim için asıl mesele, yaşadıklarının onun içinde nasıl kaldığı ve kendisiyle, bedeniyle, başkalarıyla ve dünyayla kurduğu ilişkiyi nasıl biçimlendirdiği.
Belki de bazı şeyler, olay sona erdiğinde bitmiyor. Bazen geçmiş, bugünün içinde yaşamaya devam ediyor. İnsan da bir yandan ondan uzaklaşmaya çalışırken bir yandan onunla yaşamayı sürdürüyor.
Donny’nin arada kalmışlığı bana en çok bunu düşündürüyor: İnsan bazen kendisini inciten şeyden uzaklaşmak ister ama kendisini oraya bağlayan anlamları henüz geride bırakamaz.
Ve belki de asıl soru, Donny’nin neden çıkamadığı değil; bir insanın, içinde sıkışıp kaldığı deneyimden kendisine doğru nasıl bir yol bulabileceği.

Yorumlar